Fakatbunun sosyal bazı bedelleri oluyor. Şöyle düşünüyorum; iki buçuk tabii çok erken bir yaş olduğu için o dönemi insanın net bir şekilde hatırlaması da çok kolay olmuyor. Ben sanki doğuştan itibaren okuma-yazma biliyormuş gibi hissediyorum. O dönemi tam hatırlayamadığım için.
ErkenÇocukluk Döneminde Hikaye Kitabı Seçimi Suna Hanöz Erken çocukluk gelişimine dair bütün araştırmalar gelişimin ilk yıllarında öğrenmenin en yüksek seviyelerde gerçekleştiğini ve genç yaşta kazandırılan alışkanlıkların bir ömür boyu onlarla kalacağından bahsediyor. Bu nedenle, çocuğun ilk yılları, kitaplarla tanıştırılmak için mükemmel bir zaman
Erken yaşta okula başlamak riskli. İlkokula başlamak için çocuğun 69 ayı tamamlaması yeterli. Ancak eğitimciler, kalem tutmada, derslere odaklanmada güçlük yaşanmaması için 72 ayda yani 6 yaşında birinci sınıfa başlanılmasını öneriyorlar. Okul seçimi kadar çocuğun doğru yaşta ilkokula başlaması da çok önemli
57 yaşında, 5 tane kız büyütmüş bir anne Okuma-yazma bilmiyor fakat azmedip öğrenmeye karar veriyor. Öğrendiğinde ise yazdığı ilk satılar yürek dağlıyor.
ErkenYaşta Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Çocuk Şarkılarının Değerler Öğretiminde 223 küçük yata kazandırılması kolay olmaktadır. Dil öğretimine de erken yata balanması dilin kolay öğretimi açısından önemlidir. Kritik dönem hipotezini savunan Lenneberg bir dilin ergenlikten
mr3Iac. Erken Okuryazarlık, çocuklar ilkokula başlamadan önce gerçekleşen, çocukların sözel dil, çizimler ya da karalamalar vasıtasıyla okuryazarlık becerilerinin temelinin oluşturulmasıdır. Erken okuryazarlık becerileri, kapsam ve uygulama açısından 0-6 yaşa dönemini kapsamaktadır. Çocuklar okul öncesi dönemde okuma yazma bilmez ama annesi ve babası okuma-yazma bilir. Yani annesi ve babası çocuğuna aldığı kitapları ona okuyabilir. Çocukların erken okuryazarlık becerileri kazanmasındaki amaç harfleri gördüğünde tanıması, kelimeleri bilmesidir. Ayrıca bu dönemde olayları baştan sona sıralayabilmesi, bir olayı anlatabilmesi mesela kendisine okunan bir hikayeyi, izlediği bir çizgi filmi yeniden anlatabilmesidir. Burada öyküleştirme becerileri önemlidir. Öyküleştirme becerilerini çocuğunuza kazandırabilmek için onunla bir olay hakkında sohbet edebilir, ona kitap okuyabilir, okuduğunuz kitapla ilgili ondan resim çizmesini isteyebilirsiniz. Öyküleştirme becerisi bir hikayeyi başını, ortasını ve sonunu bilerek anlatabilmektir. Çocukların erken okuryazarlık becerilerini kazanması önce ailede başlamalı, daha sonra gideceği anaokulu veya kreş vb. eğitim kurumlarında da aileyle işbirliği halinde sürmelidir. Ülkemizde okuma öğretiminin birinci sınıfta başladığı düşünüldüğünde, çocukların okul öncesi dönemde okumaya temel oluşturan becerileri kazanmaları ve birinci sınıfa okumayı öğrenmeye hazır ve erken okuryazarlık becerilerini edinmiş bir şekilde başlamaları önemlidir. Erken okuryazarlık, çocuğa aynı zamanda etkili iletişim kurma becerisi, konuşma, öğrenme ve iletişim kurma kolaylığı sağlar. Çocuğun çevresiyle kolay iletişim kurmasını sağlar ve ne istediğini tam anlamıyla anlatabilmesini sağlar. Ayrıca erken yaşta kitap okuma alışkanlığının temeli erken okuryazarlıkla atılır. Nilüfer Ertarakçı Eğitimci-Yazar
Abone Ol SEVİ GİZEM ZEYBEK/ PSİKOLOGAKP döneminde, çocuklarımızın gelişimsel özellikleri göz ardı edilerek gerçekleştirilen değişimlerden biri de erken yaşta verilen dini eğitimin yaygınlaşması. Gerek Diyanet’in düzenlediği okul öncesi Kur’an kurslarıyla gerekse TRT ve Diyanet’in ortak hazırladığı dini içerikli çizgi filmlerle çocuklar dünyaya dair birçok kavramı idrak edememişken dünyevi olanın ötesinde kutsal bir güç ile tanışıyorlar. Bu güç gözle görülemez, sorgulanamaz, dünyada olup biten her şeyi bilir ve istediği her şeyi değiştirebilecek, yok edebilecek bir yeteneğe sahiptir. Bilişsel anlamda soyut düşünebilme yetisi 8-12 yaş arasında gelişmektedir ve bu beceri henüz gelişmemişken çocukların bu kutsal güçle tanışması tahmin edilebileceği gibi birçok olumsuzluğa sebep bu sorgulanamaz güç tarafından her an izleniyor olmak fikri çocuklarda baş edemeyecekleri boyutta bir kaygı ve korku yaratabilmektedir, bu da çocuğun yalnız kalmaktan korkmasına sebep olmaktadır; yalnız duşa girmek istememek, yalnız uyuyamamak, alt ıslatma son dönemlerde çocuklar arasında çok yaygın görülmektedir. Diğer bir taraftan bu dönemde çocuklar gerçek dünyayla vaat edilen kutsal hayatın farkını anlayamaz ve bir an önce cennete gitme isteği ya da cehennem korkusu günlük yaşantısını olumsuz etkiler hale gelebilir. Bu da çocuğun kendini sürekli baskı altında hissetmesiyle çocukluk dönemini gereğince yaşayamamasına yol açar, tüm bunlar yetişkinlikte görülebilecek birçok psikolojik bozukluğun da sebebi olabilir. Son dönemde gündeme geldiği gibi çocuklardan “ anne daha fazla günah biriktirmeden ölmem lazım” “ cennet çok güzel bir yer, oraya nasıl gidebilirim” gibi cümleler duymak bize durumun ciddiyetini gösterir anlamda çocuklara zarar verebilecek bir diğer nokta ise çocuklara doğru yanlış olanın “günah-sevap” gibi ödül/ceza ile öğretiliyor olmasıdır. Bu gibi dışsal konseptler çocuğun hayata dair kendi kontrol ve sorgulama mekanizmasının gelişememesine yol açar ve bu da ilerleyen yaşlarda çocuğun sürekli kontrol edici üstün bir kişiye bağımlı olmasına ve ona itaat etmesine sebep olabilir. Yani erken yaştaki dini eğitim iktidarın düşlediği o sorgulamayan, biat eden toplumu oluşturacak bir araç çocukların okul öncesi Kur’an kurslarında, okuma yazma öğrenmeden, kullanmakta olduğumuz sisteme tamamen ters olan Arap alfabesiyle tanışması okul döneminde yaşayabilecekleri okuma ve öğrenme güçlüklerin bir sebebi olarak değerlendirilebilir. MEB’den etik izin alınamadığı için bu gibi durumlar bilimsel anlamda araştırılıp istatistiksel veriler haline getirilemese de öğretmen ve velilerden alınan bilgiler bize son dönemde öğrenme ve okuma güçlüğünde gözle görülür bir artış olduğunu eğitimin zorunlu hale gelmesiyle çocuklar açısından hayati önem taşıyan sınavlara dini bilgilere dair bir bölüm eklendi, dini görüşü ne olursa olsun sınava giren tüm çocuklar bu bölümden sorumlu tutuluyor. Bu da dini görüşü farklı olduğu için o dersten muaf tutulan çocuklara ya da özel okula giden ve dini derslere ağırlık vermeyen çocuklara dini duygular üzerinden bir haksızlık yaratmakta. Bu durum Avrupa insan hakları sözleşmesinde yer alan “devletin dini düzenlemelerde yansız ve tarafsız olma yükümlülüğünün” apaçık diğer sorun ise dini eğitimin tek taraflı “Sünni Müslüman” bakış açısından veriliyor olmasıdır. Üstelik okuldaki otorite figürü olarak görülen öğretmenin dini bilgileri çocuğa aktarması, çocuğun bu bilgileri kesin doğru kabul etmesine ve sorgulamadan benimsemesine yol açmaktadır. Toplumun tamamını oluşturan diğer dini görüşlerin kesinlikle yanlış olduğunu düşündürecek olan bu durum toplumsal ayrımcılığı da besleyebilecek bir boyuttadır. Dahası çocuklar dini farklılaşmalardan dolayı aileleriyle dahi çatışma tüm bu sebepler ve daha niceleri bize gösteriyor; Erken yaşta verilen dini eğitim çocuğun sağlıklı gelişimine yönelik bir saldırıdır ve düpedüz bir insan hakları ihlalidir. Her ailenin farklı değerleri, kendine özgü inanış biçimleri vardır. Gelişimsel anlamda uygun bilişsel düzeye eriştiğinde dini bilgiyi çocuğa verip vermemek ailenin inisiyatifindedir, öyle olması gerekir, bu, devleti ilgilendiren bir alan değildir. Neden BirGün? Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok. Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz. Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için Bugün BirGün’e Abone Ol. BirGün; seninle güçlü, seninle özgür! BirGün’e Destek Ol Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun
erken yaşta okuma yazma öğrenme zararları